Yazılar

AŞK NEDİR?

 

        İnsanoğlunun dörtdörtlük  tanımı yapamadığı duygulardan biridir aşk. Ne kadar insan var ise o kadarda aşk  tarifi vardır.Bende aşkı kendime göre tanımlayabilirim.  Aşk diye tanımlamaya çalıştığımız duygu boyutunu birçok yönden ele almamız gerekir.

1-İnsanın Yaradınana duyduğu aşk

2-İnsanın insana duyduğu aşk

1-İNSANIN  ALLAH’A  DUYDUĞU AŞK;

 Böyle bir aşk Peygamberlere verilmiştir.Aşk kendi beden varlığını ve öz varlığını feda edebilme gücüdür.Aşk beklentisizdir, çıkarsızdır, Hesap kitap bilmez oyunlar oynamaz.İnsani aşktan tamamen farklıdır.İnsanlar arasındada Allah’a  derin aşklar duyanlarımız olsada asla bir peygamberin ona duyduğu aşk ile kıyaslanamaz.İnsanın gelişmişlik  mertebesi ne olursa olsun mutlaka  duyduğu aşkın  insani bir boyutu olacaktır.İnsanın Allaha duyduğu aşkda insan olmanın neticesi olarak az veya çok, bilerek veya bilmeyerek bir çıkar beklentisi insanın Allah’a duyduğu aşkın önündeki engellerdendir. Çünkü insanı en derin duygularında bile egosu yalnız bırakmaz. Allah’ı her kalbinde hissettiğinde, ona her yakarışında kalbinden ve kafasından ” Rabbim beni bu iyi amellerim yüzünden cennetine alır mı”diye geçirecktir veya “Rabbim benim bu hayırlı işlerimden dolayı dahada refaha çıkarır mı” diye sorusu belirecektir. Bu durumda  insan elinde olmayan nedenlerden dolayı “çıkar beklentisi”içine girdiğinden Aşk yara almış olacaktır.Bizler doğamız gereği beklentisiz ve çıkarsız duygular taşıyamayız. Gerçek aşkın doğasında çıkar ve beklenti yoktur, kendinden vazgeçme vardır.Bizler küçük bir sadaka verdiğimizde bile, bir beklentiye sahibizdir.İnsan olarak yaratılmanın neticeleridir bunlar, sadece daha iyi,yalın olmaya çalışabiliriz ama özümüzde olandan kaçmamız imkansızdır.

2-İNSANIN İNSANA DUYDUĞU AŞK;

   Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı , Ferhat ile Şirin  bu üç efsanevi aşkda insanın kendinden vazgeçme olgusana rastlıyoruz.Ferhat mucizeler yaratan bir aşkın kahramanı , kocaman bir dağı  tek başına delmeyi  başarıyor ki bu günümüzün koşullarında aylarca süren bir iştir. Mecnun’un Leyla’ya duyduğu aşk ise aşkın bir varlığı  kendi varlığından nasıl ayırdığının en büyük örneklerindendir. Leyla ile Mecnun sinema’ya aktarılmış versiyonun bir bölümünde şöyle bir diyolag vardır

Mecnun Leynanın aşkından deli oluş çöllere düşmüştür, “Leylaa..leylaa!” diye bilinçsiz bir şekilde  çölde  bir o yana bir bu yana koşmaktadır. Bu arada çölde namaz kılan bir adamının önünden geçer adam ona çıkışır

-“Bre gafill görmezmisin namaz kıldığımıda önümden geçersin” der

Mecnun adama döner:

-Ben Leyla’nın aşkından seni göremezken sen Allahın  huzurunda beni nasıl gördün” der.

Bu hepimizin bildiği bir repliktir anlatmamdaki maksat konumuza denk düşmüş olmasındandır.Aşkın  dereceleri Allah’ın takdirine bağlıdır. Ben şuna, buna,bişeye aşık olayım diye bir olgu düşünülemez. Aşk; Allah katından bir lütufdur, ugradığı yer Hızır  aleyhisselam’ın uğradığı yer gibidir asla aynı olamaz.Ya var eder boyut atladır yada yok eder.

Yirmibirinci yüzyılda  gerçek bir aşkı yaşayan insan yok gibidir. Yirbirinci yüzyıl insanı madde insanıdır.Hayatı planlar üzerine kuruludur ve aşk planları hiç sevmez.Peki neden hepimizin  aklında  aşk vardır, ararız, merak ederiz,aşık olduklarını söyleyenlere inanmayız ama gizli gizli kıskanırız.Bu sorunun cevabını  kendimce şöyle verebilirim;Çünkü aşk bizim özümüze kodlanmış bir duygudur. Nasıl ki doğuştan gelen bazı kötü özelliklerimiz vardır” inatcılık, kıskançlık,vs gibi” aşkda kodlanmıştır, Çağımızın  makineleşmiş insanına dönüşmemiş her ruh aşkı aramaya devam edecektir. Bunun evli bekar olmaklada bir ilgisi yoktur, aşk ruhun arayışıdır.Hem aranan karşı cins değildir, gerçek olan duygu boyutudur. Aşk insan ruhunu ele geçirdiğinde insanın boş olan, boşluk olan yanı dolar,Çünkü aşkın doldurmadığı bir ruh, hayatında neyi yaşarsa yaşasın , bir yanını eksik hissetmeye devam edecektir, Anne baba olacaktır, ama eksik hissedecektir,evler arabalar alacaktır eksik hissedecektir dünyaya hakim olsa bile kendini yarım hissetmekten kurtulamayacaktır.Aşk bunun içindirki  Allah’ın insana bağışladığı en güzel duygulardan biridir.Aşık olunun sadece bir araçtır. Çok güzel olması gerekmez, mükemmel olması gerekmez,çok zengin olması gerekmez .Aşk  insanın sınanmasıdır, nelerden vazgeçebiliyor diye denenir .Bazen  derin karşılıksız bir aşkla sınanarak bilinç katmanlarının kapıları açılma lütfu verilir.Bizimde yakından tanıdığımız bir çok şair, yazar, düşünür böyle aşklarla sınanmışlardır.Biz onların bu sınanmaları neticelerinde bilinçlerinde açılan kapılardan sızanlarla besleniriz.

           Günümüzde aşık olunacak insan bile planlanmaya çalışılır.Oysaki aşk zıtları sever. Erkek-Kadın bir eş ararken ,ilk önce bedenine, inanış biçimine, kariyerine, bakar, herşey uyuyorsa artık onun huyunu suyunu tanıma zamanı gelmiştir.Böyle bir bakış açısından aşkı beklemek veya aşkdan söz etmek imkansızdır, çünkü plana göre oluşturulan bir  ilişki mevcuttur, çıkarlar gözetilmiştir, ilişki beklentilidir.Aşk almadan verebilme kudretidir.Aşk ruha duyulandır.Aşkı bedenin şekli şemali,toplumsal konum, parapul,ilgilendirmez.Yoksul zengin ayrımı yapmaz.

          Aşk; Allah ve insanın dışında ,  insanın kendince yüceltmiş olduğu  bazı canlı ve cansız varlıklarada duyulabilir. Mesele Hayvanlara ve bitkilere aşık insanlar vardır ,yaşamlarını onları anlamak  ve bilmek için  harcarlar.Denizlere aşık insanlar vardır, denizlerden uzak duramazlar, Dağlara aşık insanlar vardır,dağın en yüksek  doruklarına çıkıp keşfetmek bilmek isterler.Bu durumda aşkın tanımlarından birinede “bilme çabasıdır”diyebiliriz.

Beğenebileceğiniz Benzer Yazılar…

Yorum Yok

Bir Yorum Yapın