Yazılar

HEDİYE ALMAK İHTİYAÇ GİDERMEK DEĞİLDİR…

 

Özel günlerle aram çocukluğumdan beri hiç iyi olmadı, bayramları sevmezdim, tatil günlerini hiç sevmezdim,her gün yeniden güneş yeni bir gün için doğarken geçmişte yaşanılan bazı günleri özel ilan etmemiz tamamen benim algı kapsamıma giremiyordu.Bayramlarda özene bezene giydirilen o çocuklardan hiç olmadığımdandı belki. Belki de diğer çocuklar gibi giydirilseydim bayram benim içinde bir anlam taşıyacaktı, benim için bayram evde daha çok çalışacağım manasını taşıyordu, ev misafirle dolup taştıkca üzerime yüklenen yemek  yapma ve bulaşık yıkama işlerinin birkaç misli artmasından başka birşey değildi. İşte özel günlere kalben bir sıcaklık duymuyordum. Aslında ne gün doğduğu belli olmayan bir çocuğun yaşgünüde kutlanmazdı, daha doğrusu doğduğum gün biliniyor olsa bile doğduğum topraklarda yaşgünü günah kabul ediliyordu böyle bir kutlama gelenek ve göreneklerinde yoktu.Rast gele alınan kimlikler her daim  1 ocak’ta doğan çocukların olduğu bir yerdi  İçanadolu. Üstelik ben tesadüfen doğmuş bir çocukda değildim. Annemle babamın  evliliğinden dörtbeş yıl sonra dua ve adaklarla(onlar öyle anlatıyor) gelmiş bir çocuk olduğum halde hangi gün ve yıl doğduğumun bilinemiyor olması  durumu tam anlamınıza yeterlidir sanırım. Daha sonra nufus dairesinde yapılan karışıklıklar kimliğimi daha da çıkmaza sokacağını okula başladığım yıl anladık. Adımı Mehmet olarak yazmışlardı Annemin babamın adı farklı kişiler görünüyordu, mahkeme ile erkek olmadığım kanıtlanacaktı bu benim okula başlamama engel bir durumdu,okula kayıt yaptıramadık. Cinsiyeti bile yanlış yazılmış bir çocuk vardı ortada. Bu beni  aşırı üzmüştü.Sonraki yıllarda nüfus müdürlüğüne kimlik yenilemek için gittiğimde yine aynı kabusu yaşadım. Yine adımda kayıtlı biri yoktu. İstanbul’dan fakslar çekiliyordu gelen yanıt ise ” burada o isimde birisi yok oluyordu” isyan ettim. Yine annem babamın adları farklıydı. Elimdeki kimlikte herşey tamamdı ama onların kayıtlarında yoktum. Annemle babam  ara sıra seni ” biz Tülü’den bulduk derlerdi” bu şaka o an birden ciddiyet kazandı ikinci kez aynı olayla karşılaşınca eve koşa koşa gidip,

-Çabuk söyleyin benim annem babam kim? beni nereden  buldunuz diye öfkelendiğimde,

Rahmetli babam hem çok şaşırarak, hemde şefkatle bana sarılarak “bunu nereden çıkardın” diye sorduğunda” yine kimliğim çıkmıyor yine annem babamın adı farklı yine  bana  bizim kayıtlarımızda yok diyorlar” demiştim. “Hem siz ben küçükken, beni biryerden bulduğunuz söylüyordunuz” diyede ilave etmiştim.

Babam olayın ciddiyetini anladığından, “onlar şakaydı, şaka olduğunu anlıyorsun sanıyordum” demişti.

” O  zaman neden ne zaman doğduğumu bilmiyorsun? Neden nüfus müdürlüğü ısrarla her kimlik çıkarmaya kalktığımızda ” öyle biri yok diyor veya yanlış anababa adları veriyor” deyivermiştim öfke ile. Babama öfkelenilemezdi, ben hariç kimse öfkelenemezdi ona. Benim bu öfkelenme özgürlüğüm onun bana derin sevgisinin eseriydi” Ne yaparsam yapayım bana kızamazdı. Dikbaşlı bir kız çocuğuna sahip olmak onun içinde zor bir durumdu fakat o bununla çok gururlanıyor ” kimse ona başını eğdiremez”diyor ona eğmediğim başı kimsenin önünde eğmemide istemiyordu.Birkere duymuştum amcalarımla tartışmalarını, amcalarım artık büyüdüğümü örf ve adetlerimize göre başımı kapatmam gerektiğini,pantolan giymemem gerektiğini anlatıyorlar ortaokula gitmemide istemiyorlardı,

Babam onlara meydan okumuş ” benim kızım sizlerin kızları gibi değil, o okuyacak,çalışacak,toplumda bir yeri olacak,herşeyden evvel kendi hayatını kazanacak, kimse benim kızıma karışamaz, kendi kararlarını kendi alacak, evlilik dayatması ile karşılaşmayaycak bu onun için bir dayatma değil bir tercih olacak, kimse onun nasıl giyineceğine, saçını açıp kapatmasına karışamaz bundan sonra da herhangi bir şekilde müdahale eden beni karşısında bulur “demişti.

Mahalle baskısı denilen o şeylere çok yakın çevremde karşılaşmaya başladığımda babam olayı kapatmış benim lehime çevirmişti.

İşte bu kadar karmaşık bir durumlardan doğumgünü kutlama olayları artık kabul görmüş kutlanıyordu,Daha sonra ki yıllarda kendi doğduğum günü tespit etmem küçük amcamın askere  gittiği ay ve yılı hesap  ederek  bulacaktım. Bu yanılgısızdı.

Aslında doğum günümü kutlamak için aramıyordum sadece aşırı merak ettiğimdendi.Sonraki  yıllarda doğum günümü soranlara hep tespit ettiğim tarihi veriyordum bazen sırf muziplik olsun diye 9 Kasım ile 13 Kasım arasındaki günleri farklı kişilere söylüyordum, bunun için 9 Kasımda başlayan doğum günü günleri 13 Kasım saat beşe kadar sürüyor bütün arkadaşlarım arasında fıkralık bir mesele olarak yerini koruyor onlara bu  kadar serbest zaman tanıyor olmamdan da mutlu oluyorlardı.Bu gün çoktandır görmediğim bir arkadaşım aradı. “Hep seni Atatürk’ün öldüğü gün doğan kız diye kayıt etmişim hafızama” dedi. sonra da

“Neye ihtiyacın var, söyle sana ne alayım ” diye sordu. Hatırlamasına  çok mutlu oldum. Fakat  dünden beri bu soru ile öyle çok karşılaştım ki en son soran arkadaşımla aramızda şöyle bir konuşma geçti,

-Canım, hediye almak ihtiyaç gidermek değildir, hem hatırlaman yeter,birşey almana gerek yok.  dedim.

-Hayır, olmaz öyle şey. Mutlaka bir hediye alacağım, ama sen söyle sana ne alayım, alırım beğenmezsen çok üzülürüm.Hatta sen gel beraber alalım olmaz mı?

-Ya, gerçekten gerek yok, benim için hediye gönlünden kopan şeydir. Hep beraber alırsak o hediye olmaz, birlikte alışveriş olur ki bundan çok hoşlandığım söylenemez, sen kendin seç. Hem ben hediye paketlerinin beni heyecanlandırmasını seviyorum, birlikte alırsak  ne aldığını göreceğim benim için hiç heyecanı olmayacak.

-Herşeyi olan birine birşey almanın zorluğunu  bilmiyorsun dedi sitemle.

-Bak böyle düşünme, hiç kimsenin herşeyi olamaz, ben hiç bir hediyeyi çok pahalı, çok ucuz şu veya bu diye dışlamam , sadece istediğim kalpten düşünülerek yapılmış olmasıdır. Bak şu an bu kadar kafa yoruyor olman bile bir hediyedir benim için. Bütün kalbimle söylüyorum ki  hiçbirşey almana gerek yok.

-Tamam o zaman, ben kendim seçeceğim, nasıl olsa 13 Kasım’a daha var.  dedi.

Gülüştük telefonu kapattık. Son yıllarda şöyle bir baktığımda hediyeyi hediye olmaktan çıkarmışız. Bu sadece benim başıma gelen birşey değil. Hepimiz yaşıyoruzdur, hepimiz aynı toplumun ürünüyüz.Hediye almak, gönülden kopan birşeydir. Samimiyettir, içtenliktir. Benim için değerlisindir. Bu bazen bir liraya alınan bir küpe, bazen bir demet kırçiçeğidir, bazen el emeği göz nuru örülmüş bir patiktir ( çok sevdiğim ikinci annem  bana elleri ile patik örmüş) Bazen sıcak bir mesajdır, bazen wapsaptan adılan bir gül dür.  Bazen  kalp ve çiçeklerle bezenmiş boş bir mektup kağıdıdır.

Hediye almayıda vermeyide o değerli  yerine yani “gönülden kopan” a  iaede etmemiz gerekir, hediyeleşmek ihtiyaç listesi giderme durumu değildir. Hediye almayı düşündüğümüz kişilere, “ihtiyacın ne diye sormaktan vazgeçmeyi öneriyorum”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

You Might Also Like...

No Comments

    Leave a Reply