Yazılar

İNSANIN ÜSTÜN OLMA SAVAŞI

 

İnsanın ana rahmine düşmesi ile başlayan yaşam kavgası doğumundan kısa bir süre sonra bir nitelik ve nicelik kavgasına dönüşüyor. Acil ihtiyaçlarının dışında kendini ispat etme, iki insanın olduğu yerde diğerine göre daha üstün olma üstün görünmeye uğraşma hevesi ise,  bedeni içinde bir hapishanede yaşatıyor insan ruhunu.”üstünlük”  bazı pozitif ve negatif duygular gibi doğumla gelmez, sosyal yapılar içinde öğretilmiş bir olgudur. Kim kimden daha üstündür? veya kendimizden daha üstün gördüklerimiz kimlerdir? sorularına cevap ararız bilerek yada bilmeyerek. Üstünlük olgusu Halkların endüstri toplumlarına dönüştürülmesi ile çeşitlenmiştir. Endüstri devriminden önce toprak ağaları ,çiftciler ,ticaret erbapları ve onların yanlarında çalıştırdığı kişilerden ibaretken Endüstri devriminden sonra halk tabakaları  arasında  meslek gurupları oluşturulmuş ve çok sayıda statü belirlenmiştir.

İnsanlar çocukluklarından itibaren bir diğerinden üstün olma yarışı içine sokulmaktadır. Çocuğa sürekli pompalanan arkadaşından, daha  üstün olma pisikolojisi toplumların her kademesinde insanın ruhsal yapısını derinden etkilemekte, hem onu sonu olmayan bir yarışın içine sokmakta, hemde bu yarış onu içten içe kemirmektedir. Bütün bu yarısın neticesi daha iyi yaşamak adına yapılmaktadır. Daha iyi yaşamaktan dünya insanın algıladığı tek şey ise bedeni daha iyi doyurmak, iyi evlerde oturmak, iyi beslenmek, iyi giyinmek gibi algılardır. Bedene sağladığımız bütün bu iyi dilekler ise, bu yüzyılda büyük bir çoğunluğun görmezden geldiği insanın özünü (ruhunu)tahrip etmekte onu kendisine yabancılaştırmakta ve kendisinin sadece etten bir duvar olduğu kanatini oluşturmaktadır. İşte insanoğlu için en tehlikeli olan bu algıdır. Bu algıdaki bir insandan insani davranışlar beklemeniz mümkün değildir. Çünkü o sadece kendi ihtiyaçları doğrusunda kararlar alacak en üstünün kendisi olduğu  kanısında olduğundan  ne pahasına olursa olsun kendi üstünlüğünü ilan etmeye çalışacaktır. Halklara öğretilmiş olan bu algı bir süre sonra toplumlarda bireyselliğe  dönüşmüştür.Dünya,  kendi dünyalarında tek başlarına yaşayan, kendini en   üstün sanan , kibirli insanların olduğu bir yere dönüşmüş durumdadır.

Kimse kimseden üstün veya  daha aşağıda değildir. Her bir canlı özel olarak yaratılmıştır. Hiç bir canlının eşi benzeri yoktur yeryüzünde.Dağlardan taşlara, böceklerden, kuşlara,insanlardan hayvanlara her varlık bir diğerini tamamlayan unsurlardır. Dünyanın ekolojik dengesi  tamamlama prensibine göre işlemektedir. Biri olmadan birinin varlığı zarar görmeye başlamakta, tükenen türler farklı sorunlar üretmektedir. İnsan Dünyadaki her canlıdan üstün olduğu savı ile yetiştirilir. Diğer yaratılmış olanlara hükmetme yetkisi insanoğluna verildiğine inanırız. Fakat şunu karıştırırız Hükmetmekle ,zulüm etmek çok farklı şeylerdir. Hükmetmek; adalet,denge,eşitlik ister, Zulüm etmek ise hiçbir kural tanımaz.Birazcık gönül gözümüzle işlerimize bakacak olursak, kendi ırkımız dahil hükmetmediğimizi,  sadece zulüm ettiğimizi kolayca görebiliriz.

Endüstri devriminden sonra oluşturular meslekler her insanın statüsünü belirtir, onun ruh yapısı ile özdeşir  duruma gelmiştir. Biri ile tanıştığınızda sorularn ilk soru ;

-Ne iş yapıyor sunuz? veya -Nerede çalışıyor sunuz ? sorularıdır. Verilen cevaba göre o insana bir değer biçilir, Dünyanın hiçbir  işi, statüsü,  bir insanı nitelik bakımından  durumunu tarif etsede nicelik bakımından onun hakkında bir bilgi veremez. Bizleri yanılgıya düşüren şeyde budur.Niteliğini öğrendiğimiz bir insanı nicelik olarak da öğrendiğimizi sanırız. Bazı  yaftaları yapıştırırız.Herhangi bir işi yapan insan, başbakan olsun, bakan olsun, inşaat ustası olsun,doktor olsun, mühendis olsun, hizmetli olsun o insanı tanımlamaz. Bu statüler sadece onun yaptığı iştir, özü değildir. Herkesinde; bizce üstün görünen işleri yapmasının imkanı yoktur. Üstünlük savaşlarımız enerjimizi boşa tüketmemiz anlamına gelmektedir, Hiçbir meslek bir diğerinden üstün değildir.Toplumda herkesin farklı bir işi yapma zorunluluğu vardır, herkes mühendis olursa, öğretmen olursa, diğer işleri kimler yapacaktır.

Bu yüzyılda doğmuş olmanın şanslı taraflarının yanında en şanssız tarafı ” yaptığı işe göre değer verilme” olgusudur. Unutmayalım ki bizler işleri dünyada öğreniriz.Meslekler  bize  Allah tarafından verilmiş payeler değildir. Bize verilmiş tek paye içimizdeki cevherdir  ve bu cevheri  şerde değil iyilikte kullanmamız gerekmektedir.Gereksiz ego şişmeleri ile  kendimize verdiğimiz statüler içi boş değerlerdir. Bugünü kadar en yüksek statüye getirilmiş bir insanın mutluluktan uçtuğana şahit olan var mıdır. Statü arttıkca  statü sahibi insanın kendini dinleyecek zamanı azalır, hatalar yapmasına , bazande insan olduğunu unutmasına yol açar.

Ne isek, kim isek, ne iş yaparsak yapalım kendimizi unutmayalım. Bütün statüler geçici kendi özümüz ise kalıcıdır. Boş ve öğretilmiş değerler uğruna kendimizden olmayalım diyorum.

Sevgiyle kalın…

Beğenebileceğiniz Benzer Yazılar…

Yorum Yok

Bir Yorum Yapın