Yazılar

KORKUNUN KÖLESİ OLMAK

 Korkunç cadının evi

                        Dışarıdan hiç bir fiziksel baskı görmeden , iç dünyamızda korkularımızın kölesi durumuna gelebiliriz.  Korku bizi bir çok ince yanımızdan esir almış olabilir farkında olmayabiliriz.Dünyada bütün yönetimlerin en çok kullandığı konudur korku. Bütün düzen korkutma planları üzerine kuruludur.

                Kişiler öteki diye sınıflandıracağımız  saymakla bitmeyecek herhangi birşeyle korkutulabilir.

               Bunların en önemlisi dıştan empoze edilen korkular da “Öldürme” korkusudur. Kişinin yaşamının elinden alınabileceği korkusu insanı çaresiz bırakır , kişiye istemeyerek birçok şeyi yaptırma gücüne sahiptir.

         Dünya bir korku imparatorluğudur.Dünyanın neresine giderseniz gidin dünya vatandaşı her birey “öldürülme” korsunu iliklerine kadar hisseder.

       Halkların öldürülme korkusu onları paranoya sokar. Umutsuz bırakır, umut bağları kesilen toplum saldırganlaşır. Kendi yaşamını  korumak için öldürmeye hazır canlı bomlara dönüşürler.

     Dıştan empoze edilen her korku siyasi ve ticaridir.Halklar korkutma yolu ile istenilen yola güdülenmek istenir, başarılırda.

     İçsel korkularımız ise ; bilinçaltı kayıtlarımızla ilgilidir. Bilerek veya bilmeden yaptığımız  korku kayıtları hayatımızı zehir eder. Korku insanın doğasına aykırı bir duruştur sonradan öğretilir.Bebekler korkmak ne bilmezler insan büyüdükçe çevresi ona korkmayı öğretir. Ana babalar kendi korkularını çocuklarına  endişe yolu ile aktatırlar, “karanlıkta soğa çıkmak tehlikedir”!”koşarsan düşersin””soğukta hastalanırsın” kısa cümlelerle çocuk bilincinde birçok yeni kalıplar oluştururlar. Çocuk büyüdüğünde karanlıkta dışarı çıkmamaya başlar, oynarken düşerim diye korkar,soğukta dışarıya çıkmak istemez.

       Günümüzde yetişkin insanın en önemli  içsel korkularından biri yalnızlık korkusudur.Yalnızlık korkusda diğer korkular gibi sonradan öğretilmiş,insan bilincine empoze edilmiş bir korku biçimidir.Sonuçta insan tek başına bir varlıktır, eşler, çocuklar, anneler, babalar, akrabalar,arkadaşlar hayatımızın bir dönemine  kadar bize eşlik ederler,hayatlarımızı kolaylaştırırlar bizlerle hayatlarını paylaşırlar, bazen öğretirler, bazen yol gösterirler, bazıları ruhsal olarak gelişmemizi büyümemizi sağlarlar. Her insanın yalnız tek başına kalabileceği bir evre vardır ,buda kaçınılmazdır.Kimse kimse ile beraber ölmez, anlaşmazlık neticesinde ayrılıklar yaşanmış olabilir bütün bunlar hayatın getirileridir.

        Korkunun kölesi olmak yaşarken fiziksel bir tutsaklık olmadığı halde insani köleleştirir. Hayatının büyük bir bölümü  korkunun kısıtlamaları ile geçer.Korku karşısında insan aciz duruma düşer,dengelemeyeceğimiz korkularımız ruhumuzun hastalanmasına neden olur. Çağımızın hastalığı Panik Atak  sendromlarının başlıca nedenlerinden biride ruhda birikmiş, zihinde büyütülmüş korkulardır.

      Korkularımız karşısında ne yapmalıyız? Bu konuda bazı önerilerde bulunabilirim;

   a)Korkunuzla yüzleşin, korktuğunuz her ne ise onu kabul edin.

 b)Korkunuzun üzerine gidin, yani meydan okuyun.

c)Cesaret ve kararlılık korkunun tek ilacıdır.

d)Korku siz değilsiniz sizin zihninize yüklenen mesellerdir bunu aklınızda tutun.

e)Korkunuzun oluştuğu zamanı bulun.

          İnsan ruhunda oluşturulan kötü bir duygunun iyileştirilebilmesi için o duygunun oluştuğu zamanın ve ortamın hatırlanması çok önemlidir.  Şişle kazak örüyorsunuz , kazağı bitirmek üzereyken en altlarda bir ilmek kaçtığını farkettiniz diyelim. O ilmeği herhangi birşekilde iz bırakmadan ördüğünüz yere kadar getirmeniz imkansızdır. Kazağı ilmeğin kaçtığı yere kadar sökmeniz gerekir. İnsan ruhuda böyle. İz nerede ise oraya kadar inmeniz ve orada olanla yüzleşmek zorundasınızdır.Sonra iyileşme başlayabilir. O iz tespit edilip oraya inilmediği sürece dışarıdan empozeler ve iyileştirmeye çalışmalar başarısız olacaktır.

          Tandığımız biri “şeftali” sözünün geçtiği yerde duramıyordu. Şeftalinin “Ş”si söylense  ortamı koşarak terkediyor ve ağlamaya başlıyordu.

        Kendisi ile konuşulup olayın nerede başladığını sorduğumuzda

beş yaşlarıda iken köy pazarında gezerken şeftali  satılan tezgaha yaklaşıyor, bir tane şeftaliyi eline alıyor

satıcı;

-Hiddetle bırak o şeftaliyi, hırsızzz, diye aşağılıyor.

o tarihden sonra çocuk ne şeftalinin adını duymaya tahammül edebiliyor nede şeftali satılan herhangi bir yerden geçmeye.Şeftali ve “Ş” harfi onu köleleştirmiş üstelik toplumda bu durumu alay konusu olmuştu, kasden özellikle “Ş” sesi çıkarmak suretiyle rahatsız ediliyor aşağılanıyordu. olayı hatırlayıp  anlattıktan sonra şeftali sözü onu hiç rahatsız etmedi.

Yine başka biri;

Evde otururken yoldan araç geçse koşa koşa banyoya gidiyor kusmaya başlıyordu, Bunun neden oluştuğu uzun konuşmalar neticesinde gün yüzüne çıkmıştı

Olay şöyle gelişmişti:

Dördüncü sınıf öğrenci iken okul bir piknik düzenliyor, Bütün sınıf pikniğe giderken  bu kızın midesi bulanıyor ve bütün arkadaşlarının içinde kusuyor

kendini çok kötü hissediyor, ve aşırı utanıyor.

Bu tarihden sonra araçlara bindiğende, veya evde otururken araç sesi duyduğu an kusmaya başlıyor.

        Bu iki örnekle anlatmak istediğim  ve üzerinde durduğum önemli konu şudur, olayın olduğu anı hatırlamak, orada olumlu telkinle düzeltme yapmaktır.

     Unutmayalım ki korku bizim doğamız değildir. Korku öğretilir, öğretildiği gibi  iyileştirilebilirde.

Sevgiyle kalın… Pakize.

Beğenebileceğiniz Benzer Yazılar…

1 Yorum

  • Yanıtla
    MÜSLÜM
    8 Ağustos 2011 at 16:09

    ”Dünya bir korku imparatorluğudur.Dünyanın neresine giderseniz gidin dünya vatandaşı her birey “öldürülme” korsunu iliklerine kadar hisseder.”cümlesindeki fikir çok iddiali ve garip geldi bana.Kendim ve çevremde sırf bu yazınızla alakalı olarak sorduğum üç arkadaşım; hiç ölüm korkusu yaşamadıklarını amma ölmekten korktuklarını bunuda aklına getirdiklerinde hissetiklerini söylediler.Korkunun karşıtı cesaret olarak anlatılır.Ben ise korkunun karşıtı sevgidir diye düşünüyorum.Korkumu yoksa gizlediğimiz gerçeklermidir bizi ürküten?Ölüm bir çok duruma göre çok rahat yani lüx bir çıkıştır.Kendim derin bir aşkın ardından duyduğum ihanetin acısını ölüme tercih ederim.Yanlızlık insanın içine yani yüreğine yer etmiş ise bir nevi insanın inzivası haline gelir ve o da güzel bir hal olarak algılanabilir.HERŞEYDEN GÜZELİ VE FAYDALISI SEVGİ VARKEN BUNLARI ÇOK DERT ETMEYELİM DERİN İNSAN.

  • Bir Yorum Yapın