Yazılar

LEYLA MİNİK BİR CANDI

Her zamanki gibi sabahın ilk ışıkları ile uyanmıştım.Perdeyi araladım.Ne göreyim güzel bir güvercin pencerenin önüne tünemiş. “Üşümüp garip” dedim içimden uçmaması için ses yapmamaya çalıştım. Pencereyi açarak onu ürkütmekten çekindim. Rahat etmesi için perdeyi örttüm. Ev işlerine daldığımdan aklımdan  çıkıp gitmişti. Hilal’in  avaz avaz bağırması ile irkildim

-Halaaa ..! Halaaa! gell gell çabuk gel..

-Ne oldu canımmmm

-Halacağım pencerenin önünü güvercin konmuş  bakkk

– aaa evet  evet, ben onu bir saat önce görmüştüm, üşüdüğünü düşünmüştüm

Hilal pencereyi açıp onu tutmak istiyordu

-elleme dedim. uçar ,üşümüş olmalı..

-ama hala  sen gelmeden pencereyi ben açtım uçmadı…

-allah!..allah! acaba hastamı? yoksa uçup giderdi..

usulca bende pencereyi açtım, hiç hareketsiz yatıyordu…

-anneee anneeee, gelir misinnn burada bir güvercin varr ben elime almaya korkuyorummm.

annem koşa koşa geldi, açık olan pencereden güvercini  içeriye aldıı.

onu inceledik  hiç hali yok görünüyordu,

annem;

-Dün hava çok soğuktuya bu sürüsünden ayrılmış olmalı… donmuş zavallıcık

bir kutu bulup içine koyalım yem verelim, su verelim, birazda ısıtalım  iyileşir balkondon uçururuz dedi.

Hilal’le kutu bulmak için koşturmaya başladık. Evde onun sığacağı  hiçbirşey bulamadık…Aklımıza Gamze’yi aramak geldi. Gamze markette çalışıyordu.

–Efendim

-Zülfiye Gamze, eve bir güvercin aldık, hasta onu koyabileceğimiz bir kutu getirir misin  acele  amaa..

-Halacağım bi bakayıp depoya bakmam lazımmm birde Erdem’e sorayım.

-Tamam sen sor, ben seni on dakika sonra arayım

Tekrar odaya döndük kuşun başında oturuyorduk ben, Hilal ve annem.

nesi vardı acaba? dokunan bişeymi yemişti.. biz bize sığınmış bu kuşa nasıl yardımcı olabilirdik. Ben mistik karakterimden  dolayı

-anne burada yüzlerce ev var ,yüzlerde pencere..neden gelip benim penceremi seçmiştir sence?

-Kızımmm yine başladınnn dedi. sustum. Tesadüf olmuştur.

-Ama anne bu sene  bana gelen kaçıncı  hasta kuş…Daha bir ay öncede bir güvercine bakmadık mı… ya ondan önce bir şekilde bana gelen yaralı kuşlar hepsi tesadüf mü?

annem derin bir iç çekerek sıkıldığını belli etti. bende uzatmadım herkesce saçma bulunan  düşüncelerimi..

Telefon sesi ile odaya koştuk Hilal’le…

-efendimmm

-halacağım kutu buladımmm dün büyükleri atmışlar  hep küçük küçük şeyler var…

-yaaa nasıl bulamadınn kocamaann markette  şu zavallıya yuva olacak bir karton kutu yok mu yanii.. sen bana Erdem’i versenee

-Müşteriye bakıyorrr… Erdem’e söyle bana mutlaka bir kutu bulsunnn.

-tamam söylerim müşterisi gittsinde…

telefonu kapattık.. Kendi kendime biraz söylendim.

Yine güvencinin başındaydık.. annem “üşümüş bu” diyordu…elektrik sobasını açtık onu ısıtmaya çalışıyorduk.Küçüktü daha.. yemlenmeyi bilmiyordu. biz bunu nasıl besleyeceğiz, su içirmeye çalıştık  içmedi.. hiçbirşey yediremiyorduk. Yemiyor du.. her tür yemi denedik.yeşillikler, bulgur,pirinç, tarhana, evde ne varsa deniyorduk. ama aslı bir lokma yemiyordu kilitlemişti gagasını…

-acaba veterineri mi götürsem anne ? dedim.

Hilal;

– götürelim halacığım dedi.

annem;

-gerek yok bence o biraz ısınsın, dün kar soğu olduğu için donmuş kuş ısınınca yemeye başlar diyordu.

Herşeyin bir ismi vardı  hayatımda.. Dağların, taşların,hayvanların,bitkilerin ,eşyaların.Yardım için bana gelen her hayvanıda kendimce  bireyleştiriyordum ve  mutlaka onlara bir isim takıyordum. Hilal’e bakarak

-Hilal’ciğim kuşa bir isim takalım mı?

-takalımmm

-ne takalım sencee?

Hilal bir fikir bulmaya çalışırken;

-şans olsunn dedimm

-öfff hiç güzel değil dedi Hilal

-Bence güzel Şans olsun.

-ama hala daha önceki  kuşada Şanslı demiştin.

-demiştim buda şans olsunnn

kapının zili çaldı  kapıya koştuk. gelen Gamze ydi

– Kutuyu bulduk  deyip kutuyu uzattı.. içeri gelip kuşu sevdi…

“Ne kadar şeker” diyordu..çok kısa kalıp gitti.

Şans’ı kutuya yerleştirdik.delikler açtık. sobanın yanına koyduk. Ona şans diye sesleniyordum, içimde bişeyler bu isim onun adı olamaz diyordu. ” Şans” hiç uygun bir isim değil.

-Hilal haklısın bu kuşa  Şans  ismi hiç gitmedi. Adını bence Leyla koyalım.

-Bencede Leyla olsun dedi Hilal. Hilal yedi yaşlarında olmasına rağmen çok isabetli fikirler üretebilin bir çocuktur,Ona basit veya zor sorular sorduğunuzda mutlaka  yeni bir düşünce üretir, bazen öyle sorular sorar ki öylece bakakalırsınız. Konuşmaya başladığından beri kendisine  Dr. Hilal hanım diye  seslenmemizi istiyor. Ona bunu biz öğretmedik. Güvercinle ilgili olarak;

-Halacağım eğer ben o kuşu pencerenin önünde görmesem ölüp giderdi dimi , onun hayatını kurtarmış oldum. böylece bir doktor olarak ilk hayatı kurtardım değil mi hala?

-Hı hıı diye geçiştirdim söylediklerini.

Anneme, ağır işittiğinden duymasını sağlamak için yüksek bir tonla  seslendim.Merdiveleri çıkmaya üşeniyordum.

-Anneee  anneeee! anneeeeee ben eski eve gidiyorum, ustalar beni çağırdı.Danışmaları gereken bir sorun varmış, sende geliyomusunn?

– tamam tamam, geliyommm diye yanıt verdi annem

-o zaman acele hazırlanman lazımm.. Hacer yanındamı   Hacer’le Hilal de geliyormu?

-Mutfaktan seslendi Hacer;

-Bizde geliyozzz ne zamandır görmedik  evde neler yapıldığını… Hilal’le  bizde geliyozzz

-Tamam gelin amaa  evde  “Leyla” tek başına kalacak,

Hacer şaşkınlıkla bakıp,

-Leyla kim???

Hilal :

-Anneciğim  Güvercinin adını “Leyla ” koyduk halamla..

gülümsedik ikisine bir bakıp, Hacer’de gülümsedi,

-Senin odana koyalım. Kutudan çıkaralım. özgürce hareket etsin. Belki hareket ederse daha hızlı  iyileşir.

-Tamam dedim Hacer’e

Bu arada annem çoktan hazırlanmış aşağıya inmişti.

-Ben hazırım dedi, hadi gidelim..

Leyla’yı  kutudan çıkartık. Odamın kapısını kilitledik. Eski evden döndüğümüzde onunla ilgilenebilecektik. Asansöre binip arabamıza doğru yürüdük.Eski evde inşaatla  ilgili verilmesi gereken kararları ustalarla görüşüp karara bağladık.Dışarıda birkaç işimiz daha vardı onları hallettik.Gönül’e uğradık.Işıl’ları evlerinden gidip aldık.

Gönül’le Fatma’ya

-Haydi bize gidelim dedim. akşam yemeğini bizde yeriz. Gönül’ün üç çocuğu vardı, Fatma’nın bir tane. Güzeller güzeli Işıl’ımız. Tıpkı adı gibi ışıl ışıl, beyaz tenli şarışın yeşil gözlü bir kız.

Gönül;

-Birkaç dakika bekleyebilir miyiz Ugur dersaneden gelecek. Selin ile Muhammed hazırlar zaten.

-Tabikii , Dersaneler hakkındaki düşüncelerim Gönül’ü bunalttığı için hiç yorum yapmadım.

Çoçukların dershane eziyetinden kurtarılması gerektiğini düşünüyorum. Bütün hafta okul, hafta sonu sabahın erken saatinden geç saatlere kadar dershane. Bu dünyada çocuk olmak dünyanın en zor işiydi zaten oynamaya hiç vakti yok bu çağın çocuklarının. Biz çocukken dershaneler yoktu, Okula gider, derslerimizi çalışır, boş zamanlarımızda  ev işlerini öğrenir kalan zamandada doya doya oynardık. Bu oyunların  tadını hiçbirşeyde bulamaz insan.onbeş yirmi çocuğun guruplar oluşturarak oynaması. Çocukların oyun gurupları yok artık. çocukların dershaneleri var, çocukların bilgisayarları var, tek başına içine kapanık insandan kopuk bir  kuşak yetiştiriyoruz. Kim ne derse desin çocukları Dersane eziyetinden kurtarmanın bir yolu mutlaka bulunmalı.

Birkaç dakika sonra Ugur ve Elvan dershaneden gelmişti. Arabaya sığmaya çalıştık. eve gelmiştik. Gelene kadar diğer çocuklara” Leyla”dan hiç bahsetmedik.

Odamın kapısın açtığımda “Leyla” nın uçmakta olduğunu gördük. Haraket ediyordu, kendine gelmişti. iyileşiyordu. hareketsiz kımıldamadan duran Leyla uçmuş bilgisayar masamın üzerine konmuştu. Hepimiz çok sevindik

Selin;

-Bu nee?diye sordu şaşkınlıkla,

-güvercin dedim.

Gönül;

-aaa ben korkarım valla.. sakın bana doğru uçmasın dedi.

Mumammed;

-Ne kadar tatlı halacığım… dokunabilir miyim

-Yok dokunma canım. biraz kendine gelsin. sonra severiz tamam mı

-ne olur hala lütfen bir kere dokunayım

-Tamam deyip, Kuşu Muhammed’e uzattım.

Bu arada Işıl hiç odaya gelmiyordu. Seslendimm

-Işılll ışıll gel sende dokun barii  bak çok tatlı ,

omuz silkti ışıl. başı ile hayır işareti yaptı.

-niye canım dedim

-ben korkarım  ondan dedi.

-tatlım bişey yapmaz. bak ne kadar uslu..

-hayır dedi annesinin arkasına saklandı.

Işıl beş yaşlarındaydı. Çağın çoğu çocuğu gibi hayvanlarla iletişimi olmadan büyüyordu malasef. Arılardan korkuyordu sineklerden korkuyordu.Eski evimizde cingöz adlı çok akıllı bir köpeğimiz vardı, Işıl cingöz terasta iken asla aşağıya inmezdi.Onun bu korkularını yenmek lazım diye düşündüğümden ısrar ettim

-Işıl bak canım, bu minicik. senden ne kadar küçük. bak benim elimde bişey yapmıyor. ben onu tutayım. sen parmağının ucu ile bi dokun. ne kadar yumuşak olduğunu göreceksin.

Işıl saklandığı yerden çıkaran bana doğru yürüdü.

-yaklaş dedim gülümseyerek korkma..Elini uzattı Leyla’ ya dokundu korkarak

-bak gördün mü hiçbirşey yapmadı,

bir kere dokundu sadece ,yeniden saklandı.Çocuklar kendi aralarında oyunlar oynamay başlamıştı.biz mutfakta akşam yemeğini yapıyor  bir taraftanda masayı

hazırlıyorduk. Evde çok çocuk olduğu için Leyla ‘yı kutunun  içine koymuştuk.Hatta çocuklar koştururlar ezerler diye yüksekce bir yere kaldırmıştık onu.

Masa hazırdı

-Haydi çocuklarrr  oturun  masaya yemekler hazır,

-Ben yemeyeceğim dedi Hilal.

-Niye yemiyosun kızım. sabahdan beri ağzına lokma koymuyosun

–karnım aç değil..

diğer çocuklara seslendimm

-haydiii gelin  Selin, Muhammed, Ugur, Elvan, Açelya, Sadullahhh, Işılll

– Biz yemiyoruz dediler hep bir ağızdan

-Ugur sen niye yemiyosun. Dershaneden yeni geldinya canım. acıkmadın mı?

-Ben boça yedim  dedim

-Işıll sen ye barii ! haydi şekerimm gel. bak senin sevdiğin yemekler var  canım benim

-Yerim ama, kuşu bu odadan çıkarırsan

-bak kutusunda  sana bişey yapmaz hep kutunun ağzıda kapalı

-banane ya, onu çıkar buradannn korkuyomm benn

kırık bir sesle;

– ne var korkacak canım. dokundun işte bişey yapmadı.

-banane o zaman yemem

Çocuklardan Selin’e dönerek

-Selin ayaktasın canım Leyla’yı yan odaya götürür müsün.

-Tamam dedi. Selin. Selin yedinci sınıf öğrencisiydi.

Herkes masanın etrafında toplandı. Çocuklardan sadece Işıl bizle masaya oturmuştu. Diğerleri ise  hep bebarer isim şehir oynuyorlardı. Bazen benide  oyunlarına dahil ediyorlardı hep bebaber isim şehir oynuyorduk. Bazende  “kimin eli kimin üzerinde” oynuyorduk Çığlık  çıklık bir sesle ürperdik.

–Koşunnn koşunnn kuş ölüyorrr leyla ölüyorrr  Selin le Uğur heyecanla bağırıyordu. Hepimiz masasından kalkıp yan odaya koştuk

Bizden önce odaya ulaşan Hacer

-Kuşu alıp temiz hava alsın diye balkona çıkarmıştı bile

-Havasız kalmış dedi. henüz ölmemişti.

-Kutunun ağzı  açık niye havasız kalsın dedim

-Halacağım dedi Selin, kuş benim koyduğum yerde duruyordu ama birisi havlu  ile  kutunun her yanını kapatmıştı.

Annem, kutunun delikleri vardı dedi. o zaten ölecekti çünkü yemek yemiyordu. kimbilir kaç gündür hiçbirşey yemedi

o açlıktan ölecekti dedi.

Hacer’den Leyla ‘yı aldım.Henüz ölmemişti.

-ölmezz dedim. baksana  bakıyor. onu iki avcumun arasında tutuyor tutamadığı başını düzeltmeye çalışıyordum. ben başını düzeltiyordum o yana düşürüyordu.,sıcacıktı. avuçlarımın arasında gittikce soğuyordu. öldüğüne inanamıyordum.

-ölmedi diyordum. bak ölmedi gözleri açık.

-öldü dedi annem. öldü.

kutusuna koyup başını bekledik. mutlaka bir hareket yapacaktı.

-Hala kımıldadı dedi Ugur.

Annem

-hayır tamamen öldü dedi. ama kendinizi suçlu hissetmeyin. o zaten açlıktan ölecekti.

-neden yemedi, yemesi için herşeyi yaptıkk

Kabul etmiyordum. Leyla ölmüştü ama. hemde avuçlarımın arasında. Bir canlı ölmüştü ,ölüme  ilk defa bu kadar yakından tanık oluyordum.

Dondum, duygusuz kaldım, tepkisiz kaldım. sanki az önce ölen o canlıyı tutan ben değildim Çocuklarda çok üzüldü,evde çıt sesi bile yoktu. son derece sessizdiler.

-öldümü sahiden dedim, inanmayarak.

-öldü dedi Hacer, gerçekten öldü.

-Ne olacak şimdi. Ne yapacağız.

-Gömmemiz lazım dedi Muhammed.(Muhammed sekiz yaşında minik bir prens.Evde onunla desturla konuşurlar,Peygamberimizin adını taşıyor diye”çok hiperaktiftir Muhammed. hiç yerinde durumaz. Çok yaramazlık yaptığında bile ” en basit küfürlü sözler bile sarfedilmez” diğer çocuklarada asla kötü söz söylenmez evimizde ,ama Muhammed’e daha özen gösterilir.

Ugur:

-Halacığım ben onu yarın sabah gömerim üzülme sen dedi.

Kutunun ağzını kapattık. Kendimi tarifsiz bir şekilde hissiz hissettim. boşboş hissettim. Benim dışımdaydı olanlar. Sanki bir TV proğramı izliyordum uyuşmuş beynimle. Sessizce oturduk ailece. Hilal’de çok üzüldü.Hepimiz üzülmüşdük. ama benim hissettiğim neydi? bilmiyordum. Sadece donup kalmış biri vardı içimde tepkisiz biri.Avuçlarımın arasında uçup giden bir ruh. Babam  hastanede ölmüştü, onun ölümüde beni dondurup kalmamışmıydı. İşyerimde haberi aldığımda yine hayatına   dışardan bakan  o üçüncü kişi olmamışmıydım. Hastaneye kadar bir tek gözyaşı dökmeden araç kullanmış, işyeri arkadaşlarımın beni yalnız göndermeme gayretlerini boşa çıkarmış, acı haberin üzerine hastaneye kadar araç kullanarak gitmiştim.Hastane önüne gelmiş ailem perişan görünüyordu.Şu an olduğu gibi hissiz olmuştum.bomboş olmuştum.Bu iyimiydi kötümüydü bilmiyordum. Belkide kendimi böyle koruyordum, acının sonuçlarından kendimi korumayı böylemi öğretmişti  hayat bana. kimbilir belkide böyleydi.

Aradan iki gün geçti.Odama çekildim.İçimin çok acıdığını hissettim.Kendimi suçlu hissediyordum. Asla onu çocuklarla aynı odaya bırakmamalıydım.

Sevgili Leyla,

Benim yaralı güvercinim.Küçüçük meleğim, benim yüzümden ölmüş isen beni affet, seni o kadar çocukla tek başına bırakmamalıydım.Minik başın avuçlarımın arasında düştüğünde inanamadım. Ölüm ne inalımmaz bişeydi böyle. ne tarifsizdi.Bedenin ellerimin arasında usul usul soğurken, ölmediğine inanmak istiyordum. Yeniden dönmen için dua ettim. Başka ne yapılabilir bilmiyordum inan. Ben böyleyim işte. “olaylar olurken benden tepki alamazsın,kalbim o an durur,hissetmez olur, görmez olur, donar ölümünün üstünden iki gün geçti,bak gözyaşlarıma engel olamıyorum. Küçüçük Leylam benim. Herşey benim suçum biliyorum.” Lütfen  beni affet, ihmalkarlığımı affett, sen bana gönderilmiş bir emanettin, ve ben bu emanetle  insan olanın davranması gerektiği gibi davranmadım, seni veterinere de götürmeliydim. Minicik canını vermene tek sebeb benim.Hayatım boyunca ölümüne bu kadar yakından tanık olduğum tek canlı sensin biliyomusun. Belkide benim ölüme bu kadar yakından tanık olmam lazımdı , hiç bişey bilmiyorum Leyla… bilmiyorum. Tek bildiğim çok üzgünüm.Bunu tasavvur etmen bile imkansız. Hayatını hafife almamı affetmeni diliyorum. Artık  herşey için çok geç. zaman geri döndürülebilse idi hiç beklemeden  seni veterinere götürürdüm.Ne yazıkki herşey birkere yaşanabiliyor. Sadece bir kere yaşama fırsatımız olduğu her saniye her salisede bundan sonra daha dikkatli olmaya çalışacağım. Bunu senin ölümünle öğrendiğim için üzgünüm  Leyla.  çok üzgünüm, inan buna.

Beğenebileceğiniz Benzer Yazılar…

Yorum Yok

Bir Yorum Yapın